29
Ara

Büyük Veri, Paylaşım Ekonomisi ve Dijital Şehirler

Yeni bir güne uyanmanıza dakikalar kala uyuma alışkanlıklarınızı ölçen uygulamanız, bugün için hazırladığınız takviminize bakıp, 10:00’da katılacağınız toplantınız öncesinde, trafikteki kapalı yolları ve meydana gelen kazaları incelmiş, hava tahmin uygulmasından günlük hava durumu bilgisini kontrol etmiş ve toplantınıza yetişebilmeniz için saat 07:30’da uyanmanızın uygun olacağına karar vererek alarmı en sevdiğiniz müzikleri seçerek başlatmıştı. Oysa siz her gün 08:30’da kalkardınız. Siz daha yataktan kalkmadan erken kalkacağınızı bilen Nest’iniz evinizin içini ısıtmış, duş için sıcak suyu tam da istediğiniz dereceye getirmişti. Dahası, kahve makineniz kalkış saatinizin erkene laınması ile her gün çalışmaya başladığı saatten daha önce işe koyularak kahvenizi hazırlamak üzereydi.

Haftasonu sevgiliniz ile yapacağınız tatil için nereye gidebilirim diye sesli düşününce dijital asistanınız çoktan sizin ve sevgilinizin mobil cihazlarınızdaki gps verileriniz, sosyal paylaşımlarınız, arkadaşlarınızla yaptığınız konuşmalarınız, arkadaşlarınızın tatil fotoğraflarındaki beğenileriniz ve ve önceki uçuş destinasyonlarını incelemeye başlamış, internetteki pozitif negatif yorum ve kullanıcı görüşlerini dikkate alarak en uygun kampanyaları çıkarmış, kredi kartlarınızn uygunluğuna da kontrol ettikten sonra sizin ve sevgilinizin ruh haline göre bir tatil planını organize etmeye koyulmuştu bile.

Tatil planınız takviminize atandığınd ise evinizde kullandığınız akıllı cihazlar harekete geçerek kendilerini yeniden programlamaya başlamıştı. Buzdolabınız kendisini kontrol ederek haftasonu için vereceği siparişleri pazartesiye kadar beklemeye alırken, kullanım tarihi bitmek üzere olan yiyeceklerinizin pazartesi günü sizden alınarak ihtiyacı olanlara verilmesi için elindeki listeyi yardım kuruluşları ile paylaşmıştı. Kahve makineniz bekleme moduna geçmiş, Nest’iniz evin ısısını yeniden ayarlamaya başlarken televizyonunuz izlemek için sıraya koyduğunuz dizileri beklemeye alıp harcamaları durdumuştu. Temizlik robotunuz fırsattan yararlanıp kapsamlı bir ev temizliğine girişirken, siz çoktan toplantınıza varmış ve işlerinize gömülmüştünüz…

Bundan 10-15 sene öncesinde benzer bir metin okuduğumuzda, bu satırların Isaac Asimov romanından fırladığını düşünürdük muhtemelen. Ancak yukarıdaki bazı detayları metinden cıkardığımızda saydıklarımızın bir çoğunu otomatik olmasa dahi bilfiil yapıyoruz. Evet, henüz kapımızdan insansız araçlar bizi alıp istediğimiz yere götürmüyor ya da siz daha haritaya bakmadan yeni gideceğiniz tatil yerini uygulamalarınız sizin için seçip sizin adınıza planlayıp satın almıyor. Ne var ki bütün bunları gerçekleştirmek için çok da fazla zaman kalmış gibi görünmüyor.

Tüm bu senaryoları mümkün kılan/kılacak olan kişisel verilerinizden yola çıkarak “şeyler’in interneti /internet of things” üzerinde hareket eden uygulamalar/cihazlar. Nest gibi, Philips hue gibi, Fuel gibi cihazlar yavaş yavaş hayatımızda yerini alarak internet ile günlük hayatımızdaki cihazlar ayrılmaz bir hale geliyor. Böylece ulusal hava tahminini kontrol edip, bölgenizdeki Twitter hareketliliğini inceleyip olası bir fırtınaya hazırlanacak, camlarını kapatıp gerektiğinde elektrik ve gazı kesebilecek, çatısında biriken kar miktarına göre size tweet atacak ya da yardım çağıracak akıllı evler hayal etmek uzak değil.

Tüm bu senaryolar için internete ve 3. parti uygulamalara kendisini bağlayan ve sizin davranışlarınızdan yola çıkarak hareket eden uygulama/cihaz/servis sayısı arttıkça oluşacak kişisel verileri ve büyük veri silolarını kontrol etmek ve aynı zamanda onların güvenliğini sağlamak bir o kadar zorlaşıyor. Her makinenin internete bağlı olduğu, tercihleri kişisel verileriniz ve toplulukların verilerine dayanarak belirlendiği bir ortamda veri kirliliği kadar verinin güvenliği konusu çok kritik hale geliyor. Belki şunu söyleyebiliriz “Her gün ne yediğimin bir başkası tarafından bilinmesinin ne önemi var?”. Belki tek başına benim ne yediğimin bir önemi olmayabilir ama kahvaltı alışkanlığımı bilen bir uygulama o gün “c vitamini” depolamak için farklı bir tercihte bulunduğumu biliyorsa ve bu uygulama benim gibi aynı şehirde aynı gün içerisinde t anında belirli sayının üzerinde benzer bir davranışı fark edebiliyorsa, bu bilgi önemli, hatta kritik bir bilgi haline dönüşebilir. Ya da yemek sonrasında mide rahatsızlığınız için sipariş ettiğiniz mide ilacının aynı bölgede o anda 100.000 kişi tarafından da sipariş edildiğini tespit edebiliyorsanız, bu bilgi, şehrinizde boy gösteren bir zehirlenme olduğunu düşündürebilecektir. Böylesi bir bilgi incelenmesi gereken önemli bir veri değil midir? Hele ki internet üzerinden kolayca temin edilebiliyor ise?

Bknz. “Twitter Mesajlarını Analiz Ederek Geleceği Tahmin Etmek Mümkün mü?

Günümüzde, Uber veya Lyft ile ulaşımınızı organize edip, Airbnb ile ev paylaşımı yapıp, TaskRabbit ile ev işleriniz için yardımcı bulup, Kickstarter ile start-up’ınıza fonlama sağlayıp, Lending CLub ile kredi temin edebildiğiniz ve bunları paylaşım ekonomisi çerçevesinde yapabildiğinizi düşündüğümüzde, oluşan veri silolarının nerelerde kullanılabileceğini iyi düşünmeliyiz. Her attığımız adımda yeni bir iz bırakarak ilerliyoruz internet üzerinde. bu iz tek başına bir anlam ifade etmeyeblir ancak yüzbinlerce kişinin izini bir araya getirdiğinizde buradan çok farklı senaryolar üretmeniz mümkün. Bütün bu senaryolar ve günlük yaşam pratikleri düşünüldüğünde, verilerin kullanımına ilişik düzenlemelerin daha verimli ve güvenli olmasını, kişisel bilgilerin korunmasının garantiye alınmasını, tıpkı telekom ya da bankacılık alanında olduğu gibi veri paylaşımı üzerine düzenlemeler koyularak daha güvenli bir paylaşım ve kullanım ortamına ihtiyaç olduğunu söylemek zor değil.

Data-Driven Marketing Institute’un yaptığı çalışmaya göre veri madenciliği 2012 yılında 2.5 milyar internet kullanıcısı ile 156 milyar dolarlık bir pastaydı. 2020’de internet kullanıcılarının 5 milyar kişi olması ön görüldüğü düşünülürse meydana gelecek ekonomiyi siz hayal edin. İnternet,şey’lerin interneti ve veri madenciliği ile daha akıllı uygulamalar, daha akıllı cihazlar, evler ve şehirlere doğru yol alıyoruz ve bu değişim hızını kontrol etmek oldukça zor. Bu hızlı değişim sürecinde hükümetlerin/devletlerin gelişen teknoloji ve kullanım pratiklerine ayak uydurması, hele hele hukuki süreçlerini garantiye alması ise mevcut bürokratik şartlar düşünüldüğünde oldukça zorlu bir süreç gibi görünüyor. Hatta Uber ve Airbnb örneklerinde gördüğümüz gibi bu paylaşım ekonomisinin daha sağlıklı işlemesi için düzenlemeler getirmek yerine, bizzat hükümetler tarafından bu paylaşımı engellemek veya vergi yükü yaptırımlarıyla işleri duracak noktaya getirmek, illegal ilan etmek daha yaygın bir davranış. Airbnb benzeri sitelerin, Türkiye içerisinde de özellikle mercek altında olduğunu ve illegal ilan edildiklerini sıkça takip ediyoruz. Öte yandan Uber örneğinde bir yandan hükümetlerle regulasyonların oluşturulması için çabalarken, öte yandan aracıyı aradan çıkararak çalışanın kendi işini kurar gibi fayda sağladığını belirten Uber ’in çalışan haklarını yeterince korunmadığı ve paylaşım ekonomisi sözünün lafta kaldığını son dönemde Uber  çalışanlarının isyanı ve farklı şehirlerde firmaya karşı düzenledikleri eylemler ile görüyoruz. Bu örnekler, hızla gelişen dijital teknolojilerin yaşam pratiklerini değiştirmesi karşısında önemli meseleler ortaya koyuyor. Engel teşkil eden değil düzenleyen, yeni firmalar ve farklı kişi girişimlerinin yolunu açan, bu girişimlere daha sağlıklı çalışma şartları ve regülasyonları sunan yönetim metodlarının benimsenmesi gerekli.

Akıllı şehirler konusunda ise harekete geçen hükümetler olduğunu görebiliyoruz. Avrupa Birliği Horizon 2020 adlı program 2014-2016 yılları için 15 milyon Euro kanalize ederken, Rio De Janeiro da “Smart Operations” adlı bir merkez kuruyor. Amsterdam 81 milyon dolar bütçe ayırarak Amsterdam Metropolitan Solutions adıyla bir innovasyon merkezine öncülük ediyor. Ülkelerin ve yönetimlerin, akıllı şehirler ile yeni nesil veri madenciliğin elverişli tarafını gördüğü kesin. Ancak aktarılan bu bütçelerin verimli kullanılıp kullanılamayacağı da ayrı bir soru işareti.

Fakat bu konuda İtalya’nın Trento şehrinde Telecom Italia ve Telefonica’nın öncülüğünü yaptığı “Açık Veri Şehri” projesi incelemeye değer. Şehrin tamamının bir deneme alanına çevrildiği, şehir sakinlerinin deneylerden haberdar olduğu ve akademik dünyanın da destek verdiği bir çalışma bu. İncelemek isterseniz“open data city,” üzerinde yer alan Trento Smart City projesine göz atabilirsiniz.

Amerika’da ise; Obama’nın talebi ile hazırlanan “The 90-Day review For Big Data” adlı araştırmanın çıktılarını özellikle vakit ayırıp incelemenizi tavsiye ederim. Araştırma büyük veri’nin yaşam tarzımızı, sosyal ilişkilerimizi, vatandaş-hükümet ilişkilerini,ticareti değitirdiğinden yola çıkarak. Büyük Veri sayesinde kamu ve özel sektörün ne gibi avantajlar ve riskler ile karşı karşıya kaldığını görebilmek için hazırlanmış.

Zaman az, yol uzun. Gerek kişisel veriler, gerek büyük veri, akıllı uygulamalar, akıllı şehirler çerçevesinde yapılacak çok iş, çok fırsat ve aynı zamanda da çok risk var. Nasıl bir gelecek hayal ediyoruz sorusuna daha fazla kafa yormalı ve üretmeli. Bunu yaparken kişisel verilerin nasıl kullanılacağından, günlük hayatımızın ne kadarını kendi kendimize kontrol edebileceğimize karar vermemiz gerekecek sanırım. Siz ne dersiniz?

Yazar: Aykut İbrişim
Kaynak : Linkedin

Leave a Reply